KEFALETTEN DOĞAN BORÇ NEDENİYLE EMEKLİ MAAŞI HESABINDAN MAHSUP, VİRMAN VE TAKAS YAPILMASINA ÖNCEDEN VERİLEN RIZANIN HUKUKİ NİTELİĞİ NEDİR?

Genel, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY 19.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 2015 Karar: 2016 / 9743

“… Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının maaş hesabından virman, takas ve mahsup yapılmak suretiyle ödeme yapılmasına muvafakatini içeren talimatının birisinin 25.000 TL tutarındaki krediye, “virman sözleşmesi ve temlikname” başlığını taşıyan 03/03/2011 tarihli olanın ise … … şubesi nezdinde kullanılan krediye ilişkin olduğu, ayrıca davacının davalı bankanın herhangi bir şubesi tarafından kullandırılan kredilere kefalet halinde emekli maaşından kesinti yapılmasına rıza gösterdiği, bu nedenle davalı banka tarafından davacının hesabından kesinti, mahsup veya virman yapılmasının taraflar arasındaki sözleşme ve talimat ile verilen açık muvafakate dayandığı, davalı bankanın itirazında haklı olduğu gerekçesiyle davanın ve davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Emekli sandığından emekli maaşı alanlara uygulanan 5510 sayılı Yasanın 93. maddesi hükmü uyarınca borçlunun gelir, aylık ve ödeneklere borçlunun muvafakati bulunmadıkça haczedilemez. Davacının kefil olduğu sözleşmede borçlarının ödenmesi amacıyla emekli maaşı hesabından mahsup, virman ve takas yapılmasına rıza göstermesi maaşta tasarrufu engelleyici nitelikte bir sözleşme olduğundan ve BK’nun 19. ve 20. maddeleri uyarınca geçersiz sayılacağından bu konuda önceden yapılan anlaşmaların geçersiz olacağından mahkemece bankanın davacının emekli maaş hesabından kesinti yapamayacağı kabul edilerek davacı alacağı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasaya aykırı yoruma dayanan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, mahkemece kararının bozulması gerekmiştir. …”

CİRANTANIN TARAF OLMADIĞI MENFİ TESPİT DAVASINDA BONONUN İPTALİNE KARAR VERİLMİŞ OLMASI TAKİP ALACAKLISI CİRANTAYI NASIL ETKİLER?

Genel, Ticaret Hukuku, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 11995 Karar: 2016 / 14174

“… 6102 sayılı TTK’nun 778/1-a maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun’un 687/1. maddesi gereğince; kural olarak, bonodan dolayı kendisine müracaat olunan kimse, keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri, müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez. Bu kuralın istisnası da aynı fıkrada düzenlenmiş olup, buna göre, hamil, bonoyu iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş ise, borçlu, keşideci veya önceki hamillerle arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan def’ileri müracaatta bulunan hamile karşı da ileri sürebilecektir.

Öte yandan menfi tespit davasında, alacaklı olarak kim taraf gösterilmiş ise, dava sonunda verilen karar, sadece ona karşı hüküm ifade eder.

Somut olayda, takip alacaklısı bonoda ciranta olup, keşideci ve lehtar hakkında takip yapmıştır. Menfi tespit davası, keşideci ile lehtar arasında görülmektedir. Yukarıdaki yasa hükmü gözetildiğinde, alacaklı cirantanın taraf olmadığı menfi tespit davasında verilen karar alacaklıyı bağlamaz. Takip alacaklısı 3. kişi ciranta olup, menfi tespit davasının tarafı değildir. Bu nedenle anılan karar ile senedin iptal edilmiş olması, ona karşı hüküm ifade etmez. …”

KESİNLEŞEN KIYMET TAKDİRİ ÜZERİNDEN 2 YIL GEÇMEDEN TEKRAR KIYMET TAKDİRİ İSTENEBİLİR Mİ?

Genel, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 6757 Karar: 2016 / 14179

“… İİK’nun 128/a-2. maddesine göre; “Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez. Ancak, doğal afetler ve imar durumundaki çok önemli değişiklikler meydana getiren benzer hallerde yeniden kıymet takdiri istenebilir.

Artırmaya çıkarılan bir taşınmazın tapu kaydındaki son durumunun, şartnamede açıkça gösterilmesi ve böylece artırmaya katılacak olan kişilerin, taşınmazın imar durumunu ve miktarını bilerek artırmaya girmeleri sağlanmalıdır. Satışa konu taşınmazların tapu kaydındaki söz konusu değişikler, değer artırıcı nitelikte ise, yeni imar planı ve son tapu kaydı sorulmadan ihalenin yapılması, ihalenin feshi nedenidir. …”

İCRA KEFİLİ HAKKINDA İHTİYATİ HACİZ İSTENEBİLİR Mİ?

Genel, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY 11.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 12105 Karar: 2016 / 9476

“… İcra dairesindeki kefaletlerin İİK 38. maddesi uyarınca ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olması, İİK 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz talebinde bulunmaya engel değildir. İlamların icrası yoluyla alacağını tahsil imkanı bulunan alacaklının İİK 257. madddesindeki koşulların varlığı halinde ihtiyati haciz talep etmesi mümkündür. O halde, mahkemece ihtiyati haczin şartlarının oluşup oluşmadığının İİK 257. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve TBK 583. maddesi uyarınca kefaletlerin geçerli olup olmadığının tartışılması gerekirken, yazılı gerekçelerle talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. …”

BORÇLU KİRACININ İTİRAZ ETTİĞİ MİKTARI AÇIKÇA BELİRTMEKSİZİN AYLIK KİRA MİKTARINA YAPTIĞI İTİRAZ GEÇERLİ MİDİR?

Genel, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY 6.Hukuk Dairesi Esas: 2015/ 12329 Karar: 2016 / 6553 

“… İİK.nun 62/4. maddesine göre borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır. Davalı borçlu aylık kiranın miktarına karşı çıkmış ise de itiraz ettiği miktarı açıkca göstermediğinden miktara itiraz etmemiş sayılır. …”

İmzaya İtirazda İspat Yüküne Farklı Bir Bakış

Genel, İcra ve İflas Hukuku

T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 2006/ 12-259 Karar: 2006 / 231

Muhalefet Şerhidir

“… Yasada aksine bir düzenleme bulunmadıkça hakim, bir iddiayı veya savunmayı taraflardan hangisinin kanıtlaması gerektiği sorununu çözerken <delillere iktidar> prensibini de göz önünde tutmalıdır. Delillere iktidar prensibi; bir olayın varlığı veya yokluğu (somut olayda imzanın borçluya ait olup olmadığı hususu) tartışılırken, bu konuda hangi tarafın delillere hakim olduğu ve onları hakime daha kolaylıkla getirebileceği belirlenmesi ve ispat külfetinin ona yüklenmesidir (Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay, Medeni Hukukun Genel Esasları ve Gerçek Kişiler Hukuku, sayfa: 189). Zira imzasını inkar eden taraf, imza mukayesesine esas teşkil edebilecek önceki imza ve yazı örneklerinin nereden temin edilebileceğini bilir ve buna ilişkin belgelerle kayıtları mahkemeye daha kolaylıkla sunabilir. Alacaklının, borçluya ait kanıt ve belgelere ulaşması veya onların yerini göstermesi çoğu zaman imkansızdır. …”